İmruul Kays imrul kays imrü'l kays

İmruul Kays

İmruul Kays Kimdir ?

İmruul Kays Hunduc b. Hucr b. el-Hâris el-Kindi (500 – 540); Arap edebiyatında yüksek bir mertebeye sahip şairdir. Cahiliye döneminde edebi becerileriyle öne çıkmıştır. Arapların en büyük şairlerinden biri olarak kabul edilir. Ayrıca kendisinin ozan ruhunu en iyi yakalayan şair olduğu düşünülür. Aynı zamanda, ünlü muallakat yazarlarından birisidir. Genellikle lakabı ile tanınmıştır. Gerçek adı hakkında tarihçiler arasında bazı farklılıklar vardır. Cündah, Hunduc, Melike ve Adi gibi adlarla anılmıştır. İmruul Kays, Kinde kabilesindendir. Arap kültür mirası kitaplarında birçok unvanla anılmaktadır. Bunlar arasında “Sapkın Kral” ve “Yaralı” bulunmaktadır. “Ebu Vehb,” “Ebu Zeyd” ve “Ebu el-Hâris” gibi künyelerle de tanınır. İbn Kuteybe, İmruul Kays ‘ın Necd bölgesinden olduğunu ve şiirlerinde tasvir ettiği toprakların hepsinin Beni Esed’e ait olduğunu kaydetmiştir. Bu şair, Arap Yarımadası’nın çeşitli yerlerinde dolaşmış ve Bizans’nın başkenti olan Konstantinopolis’e kadar ulaşmıştır.

İmruul Kays Hayatı

İmruul Kays, Kinde kabilesine mensup olarak Necd diyarında dünyaya gelmiştir. Zengin bir ailede büyümüş, lüks bir yaşam tarzına sahip olmuştur. Babası Hucr, Beni Esed ve Gatafan kabilelerinin kralıdır. Annesi ise, ünlü şair Muhelhil ve Kuleyb’in kız kardeşi olan Fatıma binti Rebia el-Taglibiyye’dir. Çocukluğundan itibaren, şiir sanatına olan ilgisi ve yeteneği sayesinde amcası Muhelhil’den dersler almıştır. Ancak, babası ona daha ciddi bir yaşam sürmesini öğütlemiştir. Ne var ki İmruul Kays bu tavsiyelere uymayarak şairane bir yaşam sürmeyi tercih etmiştir.

Henüz yirmi yaşında iken, babasının otoritesine karşı gelmesi ve kötü alışkanlıkları sebebiyle ailesi tarafından sürgün edilmiştir. Sürgün edildikten sonra beş yıl boyunca Hadramevt’te kalmıştır. Bu süre zarfında Arap yarımadasının çeşitli bölgelerini gezerek eğlence, savaş ve içki peşinde koşmuştur. Şiirlerinde cüretkâr bir dille aşk hikâyeleri ve şehvet dolu anlatımlar yer alır. İmruul Kays, aşk ve tutku konularını yatak odası dahil olmak üzere edebiyatın bir parçası haline getiren ilk şairlerden biridir.

İmruul Kays, yaşam tarzıyla çevresindeki geleneklere karşı çıkmıştır. Nitekim krallara yakışmayan bir yaşam sürmüştür. İbn el-Kelbi’nin belirttiğine göre İmruul Kays, Arapların mahallelerinde dolaşırken, yanında çeşitli Arap aşiretlerinden kişilerle birlikte, göletler veya yeşil alanlar bulduğunda dururdu. Kurban keser, şarap içer ve onlara şarkılar söylerdi. Bu hayat tarzı babasının hoşuna gitmediği için onu amcalarının yanına Hadramevt’e yollamıştır. Ancak, İmruul Kays, Arap serserileriyle olan dostluğuna devam etmiş ve bu yaşam tarzına alışmıştır.

Hayatının Dönüm Noktası

İmruul Kays’ın hayatında dönüm noktası, Beni Esed’in babasına başkaldırarak onu öldürmesidir. İmruul Kays, bu trajik olayın haberini aldığında yine bir eğlencede içki içiyordu. Haber kendisine iletilince şu şiiri şöylemiştir:

رحم الله أبي
ضيعني صغيرًا وحملني دمه كبيرًا
لا صحو اليوم ولا سُكْرَ غدًا
اليوم خمر وغدًا أمر

“Allah babama rahmet eylesin. Beni küçük yaşta kaybetti (sürgüne yolladı). Ama kanını (intikamını) büyük yaşta üzerime yükledi. Bugün ayılmak yok, yarın içmek yok. Bugün içelim, yarın işimize bakarız.” diyerek içki masasından kalkmamıştır. Bununla birlikte evin büyük oğlu olmamasına rağmen intikam alma kararı almıştır. Babasının intikamını almak ve Kinde krallığını yeniden kurmak için yemin eden İmruul Kays, başta Beni Bekir ve Taglib kabileleri olmak üzere destek toplamak için mücadele etmiştir. Bu dönemde pek çok şiir kaleme almış, bu olayları edebi bir dille anlatmıştır.

Siyasi Mücadele ve Seyahatleri

Babasının ölümünün ardından, İran kisrasının desteklediği Hire kralı el-Munzir ile yüzleşmek zorunda kalmıştır. İmruul Kays, çeşitli Arap kabilelerinden yardım istemiş ancak pek bir sonuç alamamıştır. Bu nedenle “kaybolmuş kral” lakabını almıştır. Daha sonra, Teymâ’daki Semev’el’e sığınarak, Gassani kralı Haris b. Şemr’den Roma İmparatoru ile irtibat kurmak için aracı olmasını istemiştir. Bu süreçte, Kinde krallığına ait zırhlarını Semev’el’e emanet etmiştir.

İmruul Kays, Roma İmparatoru I. Justinianus ile görüşmek üzere Konstantinopolis’e gitmiştir. Ancak yanındaki Amr b. Kamîe, zorlu yolculuktan şikayet ederek kendisine “Bizi kandırdın.” demiştir. Bu durum yolculuğun büyük bir meşakkat içerisinde geçtiğini gösterir. İmruul Kays bu durumu bir şiirle yanıtlamış, seferin zorluklarını dile getirirken maiyetini cesaretlendirmeyi unutmamıştır. Konstantinopolis’e ulaştığında I. Justinianus onu iyi karşılanmıştır. Gerçekleştirdikleri görüşme sonucunda imparator, ona yardımcı olması için bir birlik göndermiştir. Ancak İmruul Kays’ın saraydan çıkışının ardından şairin imparatorun kızına sarkıntılık ettiği söylentisi yayılmıştır. Bunun üzerine I. Justinianus şairin arkasından hediye olarak zehirli bir giysi göndermiştir. İmruul Kays, giysiyi giyince vücudu zehirlenmiş ve derisinde yaralar açılmıştır. Bu nedenle “yaralı” unvanını almıştır. Bazı kaynaklar, onun ölümünün aslında yolculuk esnasında geçirdiği çiçek hastalığına bağlı olduğunu belirtmektedir.

Aşk Hayatı

İmruul Kays, aynı zamanda Arapların en büyük âşıkları arasında sayılmaktadır. En ünlü aşkı, Fatıma binti el-Ubeyd el-Anziyye ile olmuştur. Bu aşk, onun en bilinen şiirlerinde de kendini göstermektedir. Şiirlerinde ifade ettiği tutkulu duygular, Arap şiirinin en güzel örneklerini oluşturmuştur.

أفاطم مهلًا بعض هذا التدلل
وإن كنت قد أزمعت صرمي فأجملي
وإن تك قد ساءتك مني خليقةٌ
فسلي ثيابي من ثيابك تنسل
أغرك مني أن حبك قاتلي
وأنك مهما تأمري القلب يفعل

İmruul Kays’ın hayatı, şiirlerinde yansıttığı çelişkili yaşam tarzı ve aşk hikâyeleri ile zenginleşmiştir. Onun edebi mirası, sadece şiirleriyle değil, aynı zamanda yaşadığı toplumsal ve siyasi olaylarla da şekillenmiştir. Arap edebiyatında bıraktığı derin izler, günümüze kadar uzanan etkisini sürdürecektir.

İmruul Kays Şiiri

İmruul Kays’ın şair olmasının ve Arap şiirinde ustalaşmasının pek çok nedeni vardır. Cahiliye şairi İmruul Kays, köken olarak Necd’den gelmektedir ve Kays ailesi içinde büyümüştür. Beni Esed kabilesinin yerleşim alanlarında, saf Araplar arasında yetişmiş ve bu ortamda Arap şiirini dinleme fırsatı bulmuştur. Necd’deki yerleşim yerlerini, dağları, su kaynaklarını ve vadileri çok iyi öğrenmiştir. Zira bu detaylar şiirlerinde sıkça yer alır.

Aynı zamanda, o dönemin ünlü şairlerinden Ebu Düâd el-İyâdi’nin de bir dinleyicisidir. Genç yaşta şiir söylemeye başlamış ve yerel şairlerle yarışma arzusuna kapılmıştır. Güzelliğe ve zarafete düşkün olan İmruul Kays, sık sık seyahatler yapmıştır. Bu yolculuklar sırasında tehlikeli durumlarla yüzleşmiş ve farklı yerler arasında gidip gelmiştir. Bu hareketlilik, onun şiir yeteneğini geliştirmiştir.

Şiirlerinde hem duygu hem de gözlem güçlerini birleştirerek dönemin en iyileri arasına girmiştir. Öyle ki, o dönemdeki tüm güzellikler ona atfedildi ve kendisinden önce gelenlerin izleri silindi. Denilir ki İmruul Kays, harabelerin önünde durup ağlayan ilk kişiydi. Sevgilisine yazdığı şiirlerle kendisinden sonra gelenleri ağlatmayı başardı.

قِفَا نَبْكِ مِنْ ذِكْرَى حَبِيبٍ ومَنْزِلِ
بِسِقْطِ اللِّوَى بَيْنَ الدَّخُول فَحَوْمَلِ
فَتُوْضِحَ فَالمِقْراةِ لمْ يَعْفُ رَسْمُها
لِمَا نَسَجَتْهَا مِنْ جَنُوبٍ وشَمْالِ

İmruul Kays Dini

Araştırmacılar, İmruul Kays’ın dini inancı konusunda çeşitli çelişkili görüşler öne sürdüler. Bu görüşleri savunanların ellerinde, iddialarını destekleyecek somut bir kanıt yoktu. Bu nedenle tek dayanakları onun şiirleri oldu. Her biri, İmruul Kays’ın dini inancını kendi argümanlarını destekleyecek şekilde yorumladı. Bazıları onu putperest, bazıları Zerdüşt, diğerleri ise Hristiyan olarak nitelendirdi. Bununla birlikte, bazıları onun şiirlerinde Allah’a ve O’nun kudretine birçok yerde atıfta bulunduğunu savundu. Bu durum, Arapların arasında inancı Haniflik olan veya putlara tapanlar arasında yaygın bir söylemdi. Zira bu kişiler, putları yalnızca Allah’a yaklaşmak için bir vesile olarak gördüklerini ifade ettiler.

Gerçekten Putperest Mi?

Putperest olduğunu iddia edenler, İmruul Kays’ın, babasının intikamını almak için çıktığında, bazı Arapların önem verdiği bir put olan Zulhalasa’nın yanından geçtiğini ve burada fal bakmak için üç ok kullandığını anlatarak bu görüşlerini destekliyorlar. Oklar; yetki, yasak ve bekleme olarak üç gruba ayrılırdı. Üç kez şansını denedi ancak her defasında yasak olan ok çıktı. Bunun üzerine okları bir araya topladı, kırdı ve putun yüzüne vurdu. Ardından “Eğer öldürülen senin baban olsaydı beni engellemezdin” dedi. Daha sonra Beni Esed’e saldırdı ve zafer kazandı.

Burada önemli olan, onun putun önünde baktığı fala itibar etmemiş olmasıdır. Belki de İmruul Kays sadece kültürel bir gelenek olarak Zulhalasa’ya gelerek fal bakmak istemişti. Eğer o putu ya da başka bir putu tapınmak amacıyla ziyaret etseydi, onu küçümseyip yüzüne okla vurmazdı. Bu durumda, putun kendisine söylediklerini dikkate alarak, babasının katillerine saldırmazdı.

Başka bir grup, İmruul Kays’ın Zerdüşt olduğunu iddia ediyor. Bunu desteklemek için dedesi Haris’in de aynı inancı benimsediğini öne sürüyor. Ancak tarihte, İmruul Kays’ın dedesinin Zerdüşt inancını sürdürdüğüne dair bir kayıt yoktur. İmruul Kays’dan da Zerdüşt inancını destekleyen bir ifade kaydedilmemiştir.

Diğer bir görüş ise, onun Hristiyan olduğunu savunmaktadır. Bu görüşü destekleyenler, İmruul Kays’ın şiirlerinde Allah’a ve O’nun kudretine dair birçok atıfta bulunduğunu ileri sürmektedir. Bu tür ifadeler, putperestler ve Zerdüştler tarafından kabul edilmez. Şiirlerinde Allah’ın kudretini anması, Hristiyanlığı benimsediği anlamına gelmez. Belki de diğer putperestler gibi Allah’a yaklaşmak için putları bir aracı olarak görüyordu. Yahut putlara tapmayan ve tek bir yaratıcının varlığına inanan bir Hanif de olabilir.

Dolayısıyla, İmruul Kays’ın şiirlerini kullanarak onun putperest, Zerdüşt veya Hristiyan olduğunu kanıtlamak, yeterli bir delil olmadığından dolayı mümkün gözükmemektedir. Çünkü onun inancı hakkında kesin bir ifade ya da belirti yoktur.

İmruul Kays Vefatı

İmruul Kays’ın hayatı, yıl sayısına göre kısa olsa da olayların yoğunluğu, üretkenliği ve yaratıcılığının kalitesi açısından son derece uzundur. Arap diyarlarının çoğunu dolaşmış, pek çok kabile yerini ziyaret etmiş ve Arabistan’ı aşıp İstanbul’a kadar ulaşmıştır. Hayatının ilk dönemini eğlence ve içkiyle geçirirken sonrasında kararlılıkla savaşmış ve intikam almıştır. Ancak bedeninin yorgun düştüğü, hastalığının vücudunun her tarafına yayıldığı bir dönem gelmiştir. İşte bu hastalık belki de çiçek hastalığıydı. Aksiyon dolu hikayesinin sonunda İmruul Kays 540 yılında, Ankara’da hayatını kaybetmiştir. Şu anda mezarı Ankara’daki Hıdırlık Tepesi’nde bulunmaktadır.

Bir rivayete göre İmruul Kays İstanbul’dan ayrıldıktan sonra İmparator Justinianus’un ona öfkelenir. Çünkü İmparator, şairin bir prensesini baştan çıkardığını keşfetmiştir. Bu sebeple, ona bir elçi aracılığıyla zehirli bir elbise göndermiştir. İmruul Kays bu elbiseyi giydiğinde zehirin etkisiyle hastalanmıştır.

Bizanslıların, İmruul Kays’tan sonra onun adına bir heykel diktiği ve bu heykelin 1262 yılına kadar ayakta kaldığı söylenmektedir. İbn el-Adim, Halife el-Me’mun’un, gerçekleştirdiği bir sefer sırasında Ankara yakınlarında İmruul Kays’ın heykelinin yanından geçtiğini belirtmiştir. Ayrıca, Zuzani de “Yedi Muallaka Şiirinin Şerhi” adlı eserinde bu konudan bahsetmektedir.

İmruul Kays, gençliğine dair zengin anılar ve kahramanlıklarla dolu bir tarih bırakmıştır. Bu anıların yanı sıra, yaşamı ve mücadelesini yansıtan bir şiir kitabı da kalmıştır. Günümüzde yaklaşık yüz şiir ve parça içeren bu divan, onun sanatını gözler önüne serer. Şiirleri, yeni anlamlar keşfetmiş, farklı temalar sunmuş ve eski dönem şairleri için bir örnek teşkil etmiştir.

Bu nedenle, eski dönem şairleri onun şiirlerine büyük önem vermiş, incelemeler yapmış ve taklit etmişlerdir. Ayrıca, modern Araplar ve oryantalistler de onun eserlerine ilgi göstermiştir. 19. yüzyıldan itibaren Suriye, Mısır, Fransa, Almanya, Türkiye ve diğer düşünce ve kültürle ilgilenen ülkelerde basımını gerçekleştirmişlerdir.

İmruul Kays’ın Tarihi Yönü

İmruul Kays, diğer Cahiliye dönemi şairlerinde olduğu gibi, tarihsel varlığına dair somut kanıtlar neredeyse yok denecek kadar azdır. Çünkü bu mirası koruyan kültür ağırlıklı olarak sözlüydü. Cahiliye şiirinin yazıya geçirilmeye başlanması, İslam’dan sonraki ikinci ve üçüncü yüzyılda olmuştur. İmruul Kays’tan bahseden ilk Arap haber kaynağı İbn el-Saib el-Kelbi’dir. Onun hayatıyla ilgili olarak dört rivayet kaydedilmiştir. Bu durumu ünlü müzik bilgini Ebu’l-Ferec el-İsfahani de dile getirmiştir.

Tarihsel kayıtlar açısından, İmruul Kays’ın hayatına dair bilgiler, Bizans klasik yazılarında ve haber kaynaklarında korunmuş ve kaydedilmiştir. Özellikle onun dedesi Haris bin Amr el-Kindî, Bizans yazılarında yer almakta ve varlığı kesin olarak doğrulanmaktadır. Bizanslılar, Haris bin Amr’a yakın bir kişinin adı olan Kaisus (Kays) adında birinin Kinde ve Maad kabilesinin kralı olduğunu belirtmektedir. Ancak, bu şairin gerçek tarihi efsanelerle doludur.

İmruul Kays’ın en önemli mirası, Arap şiirini yeni bir seviyeye taşımış olmasıdır. Aynı zamanda, yaşadığı çevreyi ve toplumunu Arap hafızasında ölümsüzleştirmiştir. Hâlâ, Cahiliye dönemi Arap şairleri arasında en büyüklerinden biri olarak kabul edilmektedir.

anasayfa

“İmruul Kays” için 2 yanıt

  1. Mert avatarı
    Mert

    Keyifçi bir beymiş diye yorumladım:) ✍ ✍✍

    1. bure avatarı

      evet biraz öyle

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir