Arapçanın kökeni üzerine eski Arap dilbilimcileri arasında birçok görüş bulunmaktadır. Abbasiler dönemindeki kabileler arası rekabetin, bu tür teorilerin ortaya çıkmasında büyük bir rol oynadığı belirtilmektedir. Bazıları, Arapçanın Araplardan daha eski olduğunu savunarak onu Hz. Adem’in cennette konuştuğu dil olarak nitelendirmiştir. Diğer bir grup ise Arapçayı ilk olarak Ya’rub bin Kahtan’ın konuştuğunu iddia etmiştir. Bu görüşlere ek olarak Hz. İsmail’in bu dili ilk konuşan kişi olduğunu iddia edenler de mevcuttur. Bu görüşleri ortaya atanlar iddialarını Kur’an-ı Kerim ve hadislerle desteklemeye çalışmıştır.
Arapçanın Kökeni Teorileri
Modern bilimsel çalışmalar; Arapça, İbranice ve Süryanice gibi Orta Sami dillerinin ortak bir kökenden türediğini doğrulamıştır. Kuzey Arabistan’da, Kur’an Arapçası ve Cahiliye dönemi şiirine göre biraz farklı eski yazıtlar bulunmuştur. Eski Arap dilbilimcileri, Güney Sami Dillerine pek ilgi göstermemiş ve bu dilleri “kötü ve değersiz” olarak değerlendirmiştir. Onlar, Kureyş lehçesinin Arapçanın kökeni olduğunu düşünmüşlerdi. Oysa Güney Sami Dilleri, Kureyş’in konuştuğu Arapçadan daha eski olabilir. Zira modern dönemde gerçekleştirilen son arkeolojik araştırmalar bu tezi doğrulamaktadır.
Bazı dilbilimciler, bu dilleri incelemenin zaman kaybı olduğunu ve cahiliye dönemini yeniden canlandırmak anlamına geldiğini savunmuşlardır. Bu nedenle bu konuda çalışma yapmayı değersiz görerek uzak durmuşlardır. Bu kişiler, Arapların dillerinin farklı olduğunu biliyorlardı. Muhammed bin Cerir et-Taberi, “Araplar; Arap adı altında bir araya toplansalar da, farklı dillerde konuşan, farklı mantık ve ifade tarzlarına sahip insanlardır.” demiştir.
كانت العرب وإن جمع جميعها اسم أنهم عرب، فهم مختلفو الألسن بالبيان متباينو المنطق والكلام
Bir kısım araştırmacıya göre Arapçanın kökeni Kureyş kabilesindedir. Bu araştırmacılar, Arapçanın yalnızca Kureyş’e ait bir dil olduğunu düşünmektedir. Nitekim bu görüş, mevcut en eski metinlerin Kur’an olması ve Hz. Muhammed’in Kureyş’ten gelmesiyle desteklenmektedir. Diğer bir görüş ise, Arapçanın, 6. yüzyılın ortalarında Kinde Krallığı’nda gelişen bir lehçe olduğunu öne sürmektedir. Kinde, Kureyş’ten daha eski bir kabile olarak kabul edilmektedir. Bazı müsteşriklere göre Kinde krallarının şairlere maddi destek vermesi ve şairlerin aralarındaki rekabet, bir edebi lehçenin (اللغة العالية) oluşumuna yol açmıştır.
Kureyş lehçesinin daha güçlü bir argüman olarak öne sürülmesinin nedeni en eski metinlerin Kur’an olmasıdır. Çünkü Cahiliye dönemi şiiri, İslam’dan sonra kayda geçirilmiştir. Doğal olarak orijinal bir Cahiliye şiiri ya da Muallaka bulunmamaktadır.
Arapların Kalbi: Mekke
Klasik dönemde alimler, Mekke’nin “Arapların kalbi” olduğunu ve Arapların dillerini Kureyş’e sunduğunu savunmuşlardır. Kureyş kabilesinin en uygun olanı seçip diğerlerini terk ettiğini belirtmişlerdir. Ancak bu görüş, Kur’an’dan çok uzak olmayan ve Kur’an Arapçasından farklı bir lehçede yazılmış yazıtların bulunmasıyla sorgulanmıştır. İslam öncesi dönemde Arapların Kureyş’i, tüccar bir kabile olarak gördükleri düşünülmektedir. Bazı araştırmacılar, Kureyş lehçesinin, Hz. Muhammed’in tercihi veya Ensar ve Muhacirler arasındaki rekabetin bir sonucu olduğunu öne sürmektedir. Kur’an’da “Kureyş Dili” ifadesi yer almamaktadır. Ancak Şuarâ Suresi 195. ayette “بِلِسَانٍ عَرَبِيٍّ مُبٖينٍؕ” (açık bir Arapçayla) ibaresi geçmiştir.
Sonuç olarak, Arapçanın kökeni konusunda farklı görüşler mevcuttur. Kureyş lehçesi ile ilgili görüşler ise İslam öncesi dönemde bu dilde yazılmış bir eserin olmaması sebebiyle daha da tartışmalıdır.
Arapçanın Kökeni Yazıtlarda Gizli
Arkeologlar, Arabistan Yarımadası’ndaki dilleri iki ana gruba ayırmışlardır: Eski Güney Arapça ve Eski Kuzey Arapça. Güney Arapça; Sebe, Kataban, Hadramevt ve Main dillerini içermektedir. Kuzey Arapça ise Hasa, Safaitik, Lihyani/Didani ve Semudi dillerini kapsamaktadır.
Güney Araplar, belirteç olarak “nun” harfini kelimenin sonuna eklerken, Kuzey Araplar “he” harfini kullanmışlardır. Fusha Arapçayı diğerlerinden ayıran en önemli özelliklerden biri, belirteç olarak harfi tarif “el” kullanımının yaygın olmasıdır.
Nemara Yazıtı
Fasih Arapçaya en yakın eski metinlerden biri, Nemara Yazıtı‘dır. Bu yazıt, 328 yılında tarihlendirilmiş olup, günümüzdeki Arap alfabesine yakın bir Nebatî yazı ile yazılmıştır. Yazıt, Hîre Krallığı’nın hükümdarı İmrü’l-Kays’ı “Arapların Kralı” olarak tanımlamaktadır. Bu durum, siyasi bir otoritenin varlığını gösterirken, metin Kur’an’a en yakın Arapça ile yazılmıştır.
Ayrıca, Kinde Krallığı’nın başkenti olan El-Fav’da, M.Ö. 1. yüzyıla tarihlenen başka yazıtlar bulunmuştur. Bu yazıtlar, araştırmacılar tarafından Sebe diline benzer olarak tanımlanmıştır. Ancak bu yazılarda “Elif” ve “Mim” belirteçleri de kullanılmıştır.

Ayn Abdat Yazıtı
Necef Çölü’ndeki Ayn Abdat Yazıtı, M.S. 1. veya 2. yüzyıla tarihlendirilmekte olup, Nebatî alfabesiyle yazılmıştır. Bu yazıt, Hz. Muhammed’in doğumundan iki yıl önce yazılmıştır ve metin şu şekildedir:
“Ben Şerihîl, Ber Zelmû, bu Merṭūl’ü (tapınağı) inşa ettim, 463. yıl, Hayber’deki bozgunun ardından.” Bu, anlaşılır bir Arapça olup, Kur’an Arapçası ile birebir örtüşmemektedir.

أنا شرحيل بر ظلمو بنيت ذا المرطول سنت 463 بعد مفسد خيبر بعام
Hîre, Kinde ve Gassânî krallıkları, arkeolojik çalışmalar ve eski Yunan yazıtlarıyla kanıtlanmış siyasi otoritelere sahipti. Buna karşın Kureyş için böyle bir kanıt yoktur. Bu krallıkların Kureyş’e dini veya siyasi olarak bağlı olduğu gösterilememiştir. Aksine, Kureyş tüccarları bu krallıklara yakınlık kurmuş ve şairler de Kureyş yerine bu krallıkların saraylarına yönelmişlerdir. Mekke’ye yakın yerlerde bulunan yazıtlar, Kur’an yazısı ile farklı bir dille ve yazıyla yazılmıştır. Dolayısıyla, Kureyş lehçesinin Araplar üzerinde baskın olduğu ve Arapçanın kökeni olduğu görüşü, arkeolojik buluntularla çürütülmüştür.
Bu durum, Hz. Muhammed’e bir özlem ve eski dilbilimcilerin Kureyş’in itibarını artırma isteğinden kaynaklanmış olabilir. Elbette Arapça, çeşitli aşamalardan geçmiştir. Gelinen son noktada Şam ve Irak’ın eski lehçeleri, Kur’an Arapçasına en yakın lehçeler olarak kabul edilmektedir.
Arapça, büyük bir gelişim ve değişim yaşamış Sami dillerinden biridir. Kur’an, Arapça üzerinde büyük bir etkiye sahip olmuş ve bu dili, Sami dillerinin tek canlı ve evrensel kolu haline getirmiştir. Çoğu Sami dili zamanla yok olmuştur. Yalnızca yerel ve sınırlı alanlarda konuşulan bazı diller, örneğin İbranice ve Amharca (Etiyopyalıların dili) günümüze kadar gelmiştir.



Bir yanıt yazın